13 Temmuz 2009 Pazartesi

Rüyasız.

Şu hayatta canımı en çok sıkan şeylerden biri gördüğüm rüyaları hatırlayamamak. Zaten çok nadir bir şeyler görüyorum, onu da iki saniye sonra unutmak yoruyor beni.

Bu kadar dert edişimin arkasında doğruluğundan hiç şüphe etmediğim bir inanç var esasında. Rüyayı hatırlamakla geçmişi hatırlamak bana çok paralel şeylermiş gibi geliyor. Aynı sürecin iki kardeş tezahürü gibi. Bugünkü gibi işte upuzun bir rüya görüp on dakika sonra unutunca; hatırlamadaki genel kabiliyetsizliğim düşüyor aklıma ve ciddi ciddi hüzünleniyorum.

Oysa kalmalı akılda en ince ayrıntısıyla eski sevgililer, dostlukların son günü, sadece şakrak fıkırdak değil kahreden maceralar... Ama kalmıyor bende. Zihnim delikleri pek açık bir elek gibi. Çok çok kocaman taşları tutabiliyor, gerisini salıyor gitsin.

Ben ki zihnim yavaşlasın istiyorum, düşünce tanecikleri seçilebilir olsun. Zihnim yavaşlasın ama düşüncemin akışı tecrübeden kopup gelen imgeyle, tasdike gerek duymayan bilgiyle zenginleşsin, genişlesin. Bunun zihnime, kavrama-çözümleme kabiliyetini genişletmek kaynaklı derin bir güven vereceği inancındayım. Kendimi bildim bileli bu böyle.

Oysa düşüncesi akarken habire parçalanan, habire yönünü şaşıran, durup dururken çakılıp kalan bende, bu özlemin gün gelip dineceğine dair en ufak bir emare yok. Üstüne giderek daha sorumsuzlaşan hafızam beni en fazla namussuz çağrışımların eline bırakıyor. Çağrışımlar bile giderek azalıyor, fakirleşiyor.

Şu an'ın köpeği olmak demek bu esasında. Şu an aldığın hazzın, hissettiğin acının, içinde devindiğin sıkıntının köpeği olmak demek. Bunu belki bazıları özgürlük diye alkışlar ama benim için tam tersine sıkışmak, kapanmak, hapsolmak demek.

Hatırlanmayan rüyanın içinde silikleşen bizzatihi ben'im yani. Geri çağrılamayan ya da en azından aniden çıkıp gelemeyen her imge boşa giden tecrübenin, boşa giden kendiliğin işareti.

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Başkalarının unuttuğumu söylediği, "benim olmayan" anılarımı gördüm sanki. Bir de tabii, ancak ve ancak gece yarısı uyandığımda hatırlayıp sabaha zerresi kalmayan rüyalarımı.
Eski fotoğraflardan silinmeden bir şeyler yapmak lazım belki de.

Mehmet Hayri Zan dedi ki...

Çok geç galiba! Bırakalım dağınık kalsın'a alışmak, inanmak lazım desem..

Adsız dedi ki...

Biliyorum ki hiç ses çıkarmayacağım; ne alışmak, ne inanmak ne de bunları reddetmek üzerine. "Olan" her zaman olduğu gibi gerçekleştirecek kendisini..
:)
Ünlem işaretleri dahi fazla.
[aynı adsız kişisi]

Medea Cezire dedi ki...

rüya defteri tutunuz. sabah, iki uyku arasında yazıp da hemencik unuttuğum ve aynı günün öğleden sonrasında okuyup hayal meyal hatırladığım rüyalarım kadar enteresan hissettiren çok az şey var benim için. tamamen başkasına ait olduğuna inandığın birşeyin kendi elyazından çıktığını görüp ancak öyle inanmak. çok güzel. deneyin, yazın :)

Mehmet Hayri Zan dedi ki...

Efendim iki rüya arasında kalkıp yazmak mı dediniz! Ben de o dirayet olsa roman yazarım roman :) Ama kendi rüyanı başkasının yazdığı bi şeymiş gibi okumak tatlı şey olsa gerek hakkaten. Memento!