3 Eylül 2009 Perşembe

Amerika II - Kolombiyalı Arkadaşımın Kuzeni

Kolombiyalı arkadaşımın teyzesi 40 yıl kadar önce ABD’ye göç etmiş. Uzun bir mücadeleden sonra düzenini kurmuş, memleketinden tanıdığı biriyle evlenmiş, iki çocuğu olmuş.

Arkadaşımın dediğine göre aile tastamam Amerikalı gibi yaşıyor. Bunu ilk tüketim davranışlarında fark etmiş. Özellikle kâğıt havluyu ve suyu büyük bir pervasızlıkla kullandıklarını, annenin hiç yemek pişirmeyip kendi tamamen mikrodalgaya ve donmuş yiyeceklere teslim ettiğini ve ailecek muazzam çöp ürettiklerini görmüş. Üstüne özel bir unutma çabaları olduğunu söylüyor. Hiç İspanyolca konuşmuyorlarmış ve anne-baba çocukların anadillerini öğrenmesi için özel bir çaba göstermemiş. Neticede iki çocuğun da İspanyolcası yok denecek kadar azmış.

“Ama bunlar değil,” diyor arkadaşım, “çok daha önemli başka bir durum teyzemlerin sonsuza kadar bizden farklılaştığını bana gösterdi.”

Çocukların büyüğü olan abi, düzgün bir iş sahibi olmuş. İyi para kazanıyormuş. Annesinin hemen yakınında kocaman müstakil bir evi varmış. İşleri de krize rağmen iyi gidiyormuş. Her iyi Amerikalı gibi sporunu yapıyor (fotoğrafını gördüm abinin kolları su borusu gibi, ense ve omuzların kalınlığı maşallah be birader dedirtiyor), çimlerini biçiyor, ailesiyle ilgileniyormuş.

Ama kız kardeşin işleri boka sarmış. Esasında ailenin zeki çocuğu bu kız kardeş imiş. Fakat lisenin son yılında serserinin tekine abayı yakmış, okumayı bırakmış, adamla ailenin karşı çıkmasına rağmen evlenmiş. Sonra iki çocuğu olmuş ve en beteri serseri kocası hapse düşmüş. Kızcağız iki küçücük çocukla yapayalnız kalmış. Çocuklar küçük olduğundan çalışamıyormuş, üstüne kronik depresyondan mustaripmiş. Ve olanların hepsine rağmen adamı bir türlü bırakamıyormuş.

“İşin en acı tarafı” diyor arkadaşım, “kuzenimin evi yok, sık sık sokakta kalıyor, dayanamayacak durumda olduğu zamanlar sığınma evlerine gidiyor.”

Abi kız kardeşi için “kendi ettiğini buluyor, biz o adam seni mahvedecek” dedik, “bizi dinlemedi” diyormuş. “Adamı bırakıp tövbe ederse yardım ederiz, yoksa kendisi bilir” diye kestirip atıyormuş.

“Anladım ki”, diyor Kolombiyalı arkadaşım, “teyzemler artık başka bir toprağa ait. Bu soğukkanlılık, kuzenimin sokakta kalışını bu kolaylıkla kabulleniş başka bir dünyanın malı.”

Akla o klasik sorular bir kez daha geliyor tabii...

İnsan eylemi nerde başlar nerde biter? Sorumluluk, suç ve ceza nerde başlar nerde biter? Belki de Amerika’yı en çok ayırt etmeyi sağlayan bu sorulara verdiği sert, keskin, sınırları belli cevap. Bazılarının ruhunu yoran bu keskinlik, başka bazılarının düzeninin ve ahlakının mantığını kuruyor.

3 yorum:

ligea dedi ki...

bu yazıya yorum yazılamamasını,
hissettirdiği şeyi aktarmada yasanabilecek bir kabiliyetsizlik korkusuna veriyorum.

ümit dedi ki...

Bu göçmen ailenin bu şekilde farklılaşmasının sebebi ne olabilir?
Benliğini yitirmek, yabancılaşmak terimleri tam da bu gibi durumlar için türetilmiş sanırım.
Ama o kolombiyalı ailenin yaşadığını yabancılaşmayı yaşamak için Amerikaya göç etmiş olmaya gerek yok.
Burada veya dünyanın başka herhangi bir yerinde, amerikalılaşma süreci; kolombiyalı aileden daha yavaş bir hızda olsa da sürekli olarak devam ediyor.

Tükeniyoruz...

Mehmet Hayri Zan dedi ki...

ligea, ben daha çok okunmamasına veriyorum :) çok sağol.

ümit haklısın sanırım, benzer bir dönüşüm yeryüzünün her yerinde mevcut. ama buna direniş başka yerlerde daha kuvvetli olmalı. amerika'nın varolanı, mantığı, işleyişi bu. çok genelliyorum belki de. bilemiyorum.