4 Nisan 2010 Pazar

Karanlıktakiler.

Çağan Irmak'ın böyle zor bir meseleye yaklaşma, anlama, anlatma çabası çok hoşuma gitti. Bilmiyorum, belki gereksiz bir his ama çok popüler olmuş, kitlenin damak tadını yakalamış bir adamın hiçbir zaman çok ilgi çekmeyecek, ruh karartacak, bahar günlerine gitmeyecek bir hikâyeyi üstlenmesi benim için mutluluk sebebi.

Yehuda Amihay'ın meşhur mısrası değil miydi, "Aydınlıkta olanlar karanlıktakileri göremezler". Nesnel olgunun, doğanın değer içermeyen gerçeğinin ağrılı yüreğe bu kadar mesafesiz değmesi nadirdir.

İşte en ortodoks yanlarımı ortaya saçıp diyeyim, sanatçı da biraz bunun için var, karanlıkta kalanı görünür kılmak için. Hikâye etmenin en güç verir tarafı bu, dışarıda kalanı söze dahil ederek içeri'ye atmak, böylece içeride olanı bozmak, yeniden kurmak, bir tür geri çekilip kendine yeniden bakma tavrını, kritik'i süreklileştirmek ve olağanlaştırmak.

Çağan Irmak'ın filmini bu hasletle muhabbet halinde bulmak güzel.

Filmde anlatılan ana-oğul'un hikayelendirilmesinde esasında sorunlu pek çok şey var. En önemlisi, annenin nefes aldırmaz deliliğinin filmin sonların doğru sebeplendirilmesi; bir anda hikayeye dahil kılınması, anlatılması, çözümlenmesi.

İlkel benliğimiz, trajik arzumuz hep çözüm ister; zira çözüm hikayeyle ve kahramanla özdeşleşmenin en basit araçlarındandır. Ama özdeşleşmek ahlaki sorunla beraber gelir. Zira mesele, kahramana acımak değil, onun gerçekliğini anlamak için tükenmeyecek bir kritik enerjiyle dolmaktır. Zor olan uyanık kalmak değil mi her zaman?

İşte bunu feda ediyor annenin hikâyesini çözerek Çağan Bey. Üstüne anlatı dili aniden değişiyor; dramatikleştiriyor, normalleştiriyor hikâyeyi.

Ama olsun. Özellikle filmin son sahnesi pek güzel. Hem ferah hem acıtıcı olmayı başarmış. Böylelikle beyinden atılamayacak silik imajlar aleminde kendine yer buluyor Karanlıktakiler.

5 yorum:

Catharsis dedi ki...

Zaman zaman blog'lar arası tur yapar, enteresan bulduğum blog'ları izlemeye alırım.Sizin blog'unuzu da bu turlardan birinde izlemeye almışım.İyiki de almışım.Karanlıktakiler'i izlemedim.
Benim daha çok ilgimi çeken filmi anlatan sıkı cümleleriniz oldu. Zamanım kısıtlı olduğundan dolayı yazılarınıza hızlı bir göz attım da sanırım sıkı takipçiniz olacağım.

seyyarat dedi ki...

Ben şöyle bir sonuç çıkarmıştım filmden: Kafamız güzelse hayat güzel. :)

Çözümleme olmasaydı ne olurdu diye düşündüm de ben anneye karşıbu kadar karışmayan hislerle bitirirdim filmi, işim kolaylaşırdı. Ne olduğunu öğrendikten sonra oğluna onun için yaşadığını söylemesi işin içine biraz daha şefkatle karışık suçlama kattı. Benim tarafımda ise bu kızgınlık olarak diğer duygularımın arasına katıldı.

aglea dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
aglea dedi ki...

öyle güzel anlatıyorsun ki, bir haftada illâ izlenecek film sayısını ikiye çıkardın mehmet hayri.

Mehmet Hayri Zan dedi ki...

Catharsis, cok tesekkur ederim güzel sözlerin için. Çok sevinirim takip edersen :))

Seyyarat, tam tersini düşünüyorum ben. Annenin hikayesini vererek seyircinin anneye şefkat duymasını sağlamış, hem de büyük şefkat. Bir grup latin amerikali arkadasla seyrettim filmi. Ikisi hungur hungur agladi filmden sonra. O sahne olmasa aglamazlardi bence. Bildigimiz Cagan Irmak cikiyor o sahnede.

Aglea, bak biz taa nerelerden seyrediyoruz, sen Türkiye'den hemen bulur seyredersin. Hep Fassbinder'le Kieslowski'yle olmaz ki ama :))