14 Mayıs 2010 Cuma

İçimin ekonomisi ve finans piyasaları.

Finans teorisinin körlüklerle, metafizikle dolu olduğunu söyledi eski bir arkadaşım o gün. Doktorasını bitirmesinin eli kulağındaydı kendisinin ama çekinmedi, bak dedi, biz finansçılar kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz. Sonra pis pis sırıttı. Akademisyen olmak istemediğini, önceliğinin çabucak iyi para kazanmak olduğunu söylüyordu hep, böylece nedenin sadece para kazanma isteği olmadığı anlaşıldı.

Aynı gün Radikal'de Ahmet İnsel finans alanının doğmaları ve modern iktisat eğitiminin körlükleri üzerine bir yazı yazdı. Hep olduğu gibi çok ekonomik bir yazıydı, tek kelime fazlası olmadan temel iktisadın doğmalarını bir bir tertemiz ortaya koyuyordu Ahmet baba. Ah ulan dedim, bunları hocaların yüzüne zamanında söylemeyedik ki böyle derli toplu. Onca yıl ne desek, hayıflanmaktan öteye geçmedi.

Sonra Braudel aklıma geldi. Sorun piyasa değil demişti; sorun piyasayı aşan, anti-piyasa bir kapitalizmin içinde yaşamamız. Kapitalizmin doğası gereği, piyasanın hep anti-piyasa olacağını, eğilip büküleceğini, hiçbir zaman Smith'in hayal ettiği gibi zaaflardan arınmış bir şekilde işlemeceğini söylemişti. Kapitalizmin piyasası buydu. Zaten biz de hiç öyle tam rekabet falan görmemiştik. Demek ki önce ekmekler değil piyasalar bozulmuştu.

Ertesi gün başka bir arkadaşım arayıp heyecanla kahve içmeye çağırdı. Kendisi çok sıkı bir okulda matematik doktorasını bitirmek üzere ve çok fena zeki bir insan. Heyecanının sebebini ben kafeye girer girmez coşkuyla söyledi. Büyük bir finans şirketinin beyninde çalışmak için teklif almıştı, kabul edecekti, şimdi bana müjde veriyordu. Yahu sen solcusun, yani en azından geçen hafta solcuydun dedim. Kikirdedik. Sonra ciddileşti. Üç sene içinde yıllık kazancım milyon doları bulabilir dedi. Aslında sen de haklısın dedim.

İşte sonra yine borsa çıktı borsa düştü. Hayat biraz daha işten ve ekonomiden ibaret oldu. Sonra yine kredi kartı ekstresi geldi, holdingler gururla cirolarını açıkladı, birileri MBA yapmak için büyük paralar ödedi, birileri bozuk para dilendi. Salak salak nehre bakıyordum ki babam aradı. Ne diyorsun euro düşmeye devam eder mi diye sordu. Baba dedim, iki aydır ilk defa arıyorsun, ayıp yahu, beni merak edeceğine euro'yu merak ediyorsun. Güldü. Düşer dedim baba düşer. TL'ye geç. Yok yok sepet yap en iyisi. Riski dağıt. Durdu iki saniye, sepet ne lan dedi?

Sonra borsa çıktı borsa düştü. Babam riski dağıttı, arkadaşlarım doktoralarını bitirmeye biraz daha yaklaştı.

Ben göğe baktım, yere baktım. Karmaşık rakamlara cebimdeki paralara baktım. Yıldızlara, dolarlara, gazetelere, altın fiyatlarına, güzel kızlara, menülere...

Sonra dönüp kendi içime baktım.

Galiba içimin ekonomisi pek çalkantılıydı. Acilen devlet müdahalesi gerekiyordu.

Bu piyasalar da kendi başlarına bırakılmaya hiç gelmiyordu.

4 yorum:

togliatti dedi ki...

ilk staj yaptigimda kulagima uflenen cumleyi hic unutmam: "kendini satmayI bilmelisin"

libidinal ekonomi ve piyasa ekonomisi aslinda o denli bagli ki birbirine yazida degindigin gibi.. ne'ci olursan ol, deger katIp, satacak birseyin oluyor (yasamini idame ettirebilmek icin), daha ilginci bunu "yadsimak" da cozum olmuyor gibime geliyor. (ama bu, bunu yadsimanin gerekli oldugu zamanlari yadsimaz asla.)

ya da cani oyle bir satmali ki, hic kimse almaya yanasmamali onu. turkudeki gibi "satarsin bu cani, hic kimse almaz"

A$k bir istisnayi, hakikati boyle barindiriyor icinde: A$k'ta i$te, sattigin seyin niteliklerini dislayan bir ekonomi mevcut. (Ondan a$k bu piyasanin evlatlarinin kullanarak, agzina sakiz ettikleri birseye denk dusmuyor asla.) Satilmasi farzedilen $eyin o niteliklerini devre disi birakip, sadece $eyin ta kendisinin bir cazipligi var. Bu caziplik eger o niteliklerden ayri ise, nedir?

Bu yuzden a$k imkansizdir belki. Ya da imkansizliktan dogan en buyuk imkandir.

Amacim uzatmak degildi. ama uzatmis olduk. Napak?

baratrion dedi ki...

içimizin ekonomisinde istifrâ isteği var bence. manzara-i umûmîyeyi gördükçe; öğürdükçe öğürüyoruz.

seyyarat dedi ki...

Togliatti konuyu boşuna aşka getirmemiş. Gel ben sana şöyle "devlet" gibi birini bulayım durdursun çalkantıyı. Tamam bu meseleyi çözdük.

Mehmet Hayri Zan dedi ki...

valla togliatti iyi yapmissin uzatip. ben de uzatmistim zaten. oluyor oyle. ama ask imkansizsa napak? yine de istisna'ya inanmak istiyor insan kardesim.

baratrion, var var da istifra istegi, yatistiricilar da var. "yoksa nasil dayanir insan yasamaya?" herhalde ekonomi biraz da bu hisle yatistiricilar arasindaki ilkel dengede.

seyyarat davul ol. cok guldum be. en son petek dincoz icin kullanildigini duydum ama bunun. "hokumet gibi kadin" dediydi amcanin biri. hokumetle devletle ask olur mu be seyyarat?