22 Temmuz 2008 Salı

Thomas Bernhard'dan...

"Bütün ve tamamlanmış olanın var olmadığını anladığımızda, yaşamamımızı sürdürme olanağımız var. Biz bütüne ve tamamlanmışa dayanamıyoruz. Roma'ya gidip San Pietro Bazilikası'nın zevksiz bir yapı olduğunu saptamamız gerekir, Bernini altarı mimarî bir budalılıktır, dedi. Kendisine dayanabilmek için Papa'yla yüz yüze gelmememiz gerekir, onun da önünde sonunda tıpkı herkes gibi çaresiz-gülünç bir insan olduğunu kişisel olarak saptamamız için. Bach'ı defalarca dinlememiz gerekir, nasıl hata yaptığını saptamak için, Beethoven'i defalarca dinlememiz gerekir, nasıl hata yaptığını saptamak için, Mozart'ı bile defalarca dinlememiz gerekir, nasıl hata yaptığını saptamak için. En çok sevdiğimiz düşünce sanatçıları olsa bile büyük filozof denilen kişilere de aynı yöntemi uygulamalıyız, dedi. Öyle ya, Pascal'ı tamamlanmış olduğu için değil, aslında böylesine çaresiz olduğu için severiz, tıpkı Montaigne'i ömür boyu aradığı ve bulamadığı çaresizliği için sevdiğimiz gibi, Voltaire'i de çaresizliği yüzünden severiz. Felsefeyi ve tüm düşünce bilimlerini sırf kesinlikle çaresiz oldukları için severiz. Gerçekte biz yalnızca, bir bütün olmayan, karmaşık ve çaresiz kitapları severiz. İşte bunun gibidir her şeyle ve herkesle, dedi Reger, bir insana da o sırf çaresiz olduğu ve bütünlenmiş olmadığı, karmaşık ve tamamlanmamış olduğu için özellikle bağlanırız." (24)

(Thomas Bernhard, Eski Ustalar (Çev: Sezer Duru))

Hiç yorum yok: